بِسْـــــــــــــــــــــ ـمِ اﷲِارَّتْمَنِ ارَّتِيم


- Sitemizi "Google Chrome" Tarayıcısında Kullanmanızı Tavsiye Ederiz -


 
Dibekli (Godil Bahçe) Web Sitesi
M E N Ü  
  ANA SAYFA
  ILETISIM
  GÜMÜŞHANE TANITIM
  DiBEKLi KÖYÜ TARiHi
  DİBEKLİ MUHTARLIĞI
  MAHALLELERİMİZ
  A L B Ü M L E R
  DİBEKLİ NOSTALJİ
  DİBEKLİ RESİMLER
  V İ D E O L A R
  SOHBET SAYFASI
  HALKIMIZ
  SAIRLERIMIZ
  ASKERLERIMIZ
  OGRENCILERIMIZ
  GODİLBAHCE SPOR
  SİTE HARİTASI
  DİĞER SİTELER
  DİBEKLİ HARİTA
  A N K E T L E R

.
SON EKLENEN VİDEO

Karşıyaka Mah. Drone Çekimi

SON 5 YORUMLANAN

Aydın bal: Suyu sert insanı mert olan. Ahmet ziyaeddin gümüşhanevi hazretlerinin toprağında doğup büyüyen Adayımızı tebrik eder çalışmalarında başarılar dileriz | 15.02.2019

Tuncer bal: Genc yaşı na rağmen çalışma hırsıyla çok başarılı çalışmalara imza atan abim İlker Balın ilimizde ve ülkemiz için bir nefer gibi çalışacağından hiç şüphem yoktur. Kendisini tebrik eder çıkmış olduğu bu kutsal yolda başarılarının devamını dilerim. | 13.02.2019

Rabiye saraç: Çok güzel yazmış ellerine sağlık babacığımın zaman zaman diger şiirlerinide sizlerle paylaşmak istiyorum..... | 19.10.2018

simge aydurmuş: >:( >:( >:( | 11.04.2018

Halit KÜÇÜKKAYA: Selamünaleyküm. Erzincanlıyım, Ankarada yaşıyorum. Bugün sanal ağda gezinirken sitenizi gördüm. çok güzel. Sadece üstteki Ata'mızın sözü bile yeter. Gümüşhane Öğretmen Lisesi 1978 mezunuyum. Köyünüz eşrafından Merhum Mevlüt Aydurmuş Erzincanda köyüm Yeşilçay Köyüne Yerleşmişti. Rahmetli vasıtasıyla Gümüşhanede kayınbiraderi Merhum Halis Aydurmuş'la tanıştım. Bugün Belediye binası olan yerde(eski köprünün karşısı)çay oacağı vardı. Çok çayını içtim, iyiliğini gördüm. Gittiğim 2 yerden biri rahmetlinin çay ocağıydı. Kardeşi Kazım amcada bazen dururdu. Hepsine Allah gani gani rahmet eylesin. Selam ve sevgiler. Allah razı olsun. | 01.03.2018

paraleller-ve-meridynler
Erkan KAYA'nın 25 Ocak 2016 Tarihli Günebakış Gazetesindeki Köşe Yazısı

Paraleller ve Meridyenler




İmparatorluk mirasçısı olan bugünün Türkiye’sinde etnik, siyasi, dini pek çok grubun (Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Nakşibendi, Kadiri, Nurcu, Süleymancı… )birlikte yaşadığı ve bu çeşitli grupların bir arada yaşamalarını sağlayacak en önemli unsurun sosyal adalet ve hoşgörü olduğu su götürmez bir gerçektir.

Bu birbirinden farklı etnik, siyasi, dini teşekküller hoşgörünün ve sosyal adaletin hâkim olduğu bir ortamda Türkiye’nin yumuşak gücünü oluştururken hoşgörünün ve sosyal adaletin yara aldığı bir ortamda Türkiye’nin yumuşak gücünü oluşturan farklılıkların birinin veya birkaçının yara alması Türkiye denen vücudun işleyişine zarar verecektir.

Pek çok dini, siyasi ve etnik grubun bir arada yaşadığı bugünün Türkiye’sinde Sosyal adaleti sağlamanın ilk şartı ise bütünü oluşturan parçaların toplumdaki varlıkları ölçüsünde söz sahibi olmamalarıdır.
Toplumu oluşturan birbirinden farklı parçaların veya zümrelerin hak ettiğinden fazlasına el uzatması halinde ise toplumsal adalet yara alır. Kangren olan organların vücudu zehirlediği gibi hakkından fazlasına el uzatan zümre, teşekkül veya cemaat ülke ve milletin bütünlüğünü zehirler, çürümeye ve bozulmaya neden olur.

Farklı meşrep ve meslekte olan grup, zümre, siyasal oluşum, tarikat veya cemaatin başkasının hakkını gasp etmeden kendi meslek veya meşrebinin güzelliklerini insanlara bire bir anlatmaları veya kendi meslek ve meşreplerini benimseyen bireyler yetiştirerek toplumu değiştirip dönüştürmek istemeleri normalken, insan yetiştirmeden, kadroları ele geçirerek kendi doğrularını egemen kılmak istemeleri ise hastalık belirtisidir.

Bir grubun, zümrenin, teşekkülün, camianın veya cemaatin hakkından fazlasına el uzatıp kangrene dönüştüğünün ilk belirtisi “kadrolaşmak”ken, ikinci belirtisi ise gayrimeşru yollarla kadrolaşarak bütün kurum ve kuruluşlara sızıp yürütmenin sevk ve idaresinden çıkıp “paralel yapı”ya dönüşmesidir. Hiç kimse unutulmamalıdır ki hakkından fazlasına el uzatan siyasi, etnik veya dini grup, belli yönleri ile kendinden farklı olan çoğunluk tarafından dışlanır; kadrolaşmakla veya paralel yapıya dönüşmekle suçlanır.

Söz gelimi; toplumun % 5’ini oluşturan bir etnik, dini veya siyasi oluşumun yasamada, yürütmede, yargıda, orduda, sivil toplum kuruluşlarında % 5’lik veya %6’lık bir temsil oranına ulaşması normal karşılanırken bu oranların üzerindeki tüm yayılma girişimlerinin veya kadrolaşma teşebbüslerinin toplum vicdanı tarafından “paralel yapı” olarak yaftalanacağı aşikardır.

Herhangi bir siyasi, etnik veya dini oluşumun “Paralel yapı”ya dönüşmekle itham edilmesi “hak ve hakikat” olarak gördükleri doğruları insanlara yeterince anlatamadığının, “hak ve hakikat” olarak gördükleri doğruları özümseyen insanları yetiştirmeden, toplumu hazırlamadan kendi doğrularını (hakikaten doğru olsa bile) topluma dayatmaya başladığının kanıtıdır aslında. Kendi davasının neferleri ile ülkeyi baştanbaşa doldurmuş, hak ve hakikati gören, bilen, sahiplenen, savunan bireyler yetiştirerek çoğunluk olmayı başarmış bir zümre veya camiayı kim kadrolaşmakla veya paralel yapıya dönüşmekle suçlayabilir ki?

Paralel yapıya dönüşen veya çoğunluk tarafından paralel yapıya dönüşmekle itham edilen siyasi, etnik veya dini teşekküllerin ilk tepkileri; kendilerinden olmayan veya kendilerini desteklemeyenleri cahillikle, hak ve hakikatten habersiz olmakla, körlükle suçlamalarıdır. Kendisine ters şeride girdiğini söylendiğinde karşı yönden gelenleri ters şeride girmekle suçlayan inatçı bir sürücü gibi içinde bulunduğu yanlışı anlamamakta inat eder ve karşıdakileri suçlamaya başlarlar. Çok sayıda bireyin bir araya gelmesiyle oluşan dini, etnik, siyasi grup veya teşekküllerin hastalığa neden olan bireyleri dışlayıp varlığını devam ettirmek gibi bir fırsatı varken hastalığa neden olan bireyleri sahiplenmesi bozulmanın hangi boyutlara vardığının ve bozulmanın kangrene dönüştüğünün en önemli göstergesidir.

Varlığını devam ettirebilmek için kangrene dönüşmüş her türlü “paralel” yapı ile mücadele etmek zorunda olan siyasi erkin (hükümetin) “meridyene” dönüşme tehlikesini göz ardı etmeden işi ehline vererek, toplumsal adaleti sağlama hususunda daha da hassas olması gerekir böylesi durumlarda. Güç zehirlenmesinin her mağruru ve galibi, mağlup ve zelil eden en büyük tehlike olduğunu aklından hiç çıkarmaması gereken hükümet yetkililerinin; toplumsal adaleti temin edip her türlü paralel yapı ile başarılı bir biçimde mücadele edebilmeleri için; güç zehirlenmesi yaşayan parti yöneticilerini ve millet vekillerini partiden ihraç etmeli, kadrolaşmadan, usulsüz atamalardan, yolsuzluklardan, rant ve rüşvetten( ki sayılan hususlarla ilgili çok ciddi sıkıntıların olduğu konuşulmaktadır) uzak bir duruş sergilemesi zorunluluktur.

Hal böyle iken farklılıkları zenginlik olarak görmeyenlerin, Bediüzzaman Hazretlerinin güzel olan farklılıklara hayat hakkı tanıyan: “ Benim mesleğim daha güzeldir.” düsturunu çiğneyip “Yalnız benim mesleğim güzeldir.” düstur-u zalimanesine sapanların, Yunus Emre Hazretlerinin: “Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan halka müderris olsa hakikatte asidir!” düsturundan uzaklaşan siyasi, dini, etnik oluşumların işin sonunun nereye varacağını iyi hesaplamaları gerekir.
Madem hakikat böyledir Hakk’a hizmet davası güdenler Bediüzzaman Hazretleri’nin aşağıdaki ikazını hiçbir zaman göz ardı etmemeli ve bu düstur doğrultusunda hizmet etmelidir:

“…tek gaye(niz) rıza-yı İlâhî olmalı. … O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.”


Diğer Yazıları: 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:

GODİLBAHÇELİLERİN SİTESİ  
 


 




 




Google Arama
Sitede Arama

 
Reklam  
   
Kültür Varlıklarımız  
 










 
GÜMÜŞHANESPOR  
 

 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Tüm Hakları Saklıdır. / Copyright © 2010 - 2019 ckaya29